• İmamoğlu'nda trafik kazası: 1 ölü
  • MHP’li kadınlardan engellilere destek ziyareti
  • Varsaklar'dan şölene davet
Feyza Eğitim Kurumları
Ömer AĞAÇLI

Ömer AĞAÇLI

Sufilik ve Nakşibendilik - 1

05.02.2012 Pazar - 21:11
E-Mail:omeragac@yahoo.com

Sufilik ve Nakşibendiliği ele almadan önce sufilik kavramı üzerinde durmak gerekecektir. Sufilik her boyutuyla Kur’ani temellere dayanmaktadır. Sufilik İslam’ın bir boyutu değil İslam’ın kendisidir. Sufilik, İslam’ı doğru anlamak ve uygulamakla ortaya çıkmaktadır.                                                                                   

İslam’ın ve Sufiliğin temeli “ Ezeli Misak” a dayanır. “ Ezeli Misak”  Kur’an’da  7/172 ayette belirtilir. “Ezeli Misak”, Allah’ın ruhlarla konuşması ve onlardan söz almasına işaret etmektedir. İnsanoğlu dünyaya geldikten sonra dünya nimetleriyle ilişkisini artırmış ve Allah ile yaptığı sözleşmeyi ( ezeli misakı) unutmuştur. Her Peygamberin asıl misyonu insanlığa ezeli misakı hatırlatmaktan başka bir şey değildir. Nitekim Kur’an Hz. Peygamber’e de bu misyonu vermiştir. 14/8 ayette bu misyona şöyle işaret edilmektedir: “ Onlara Allah’ın Günlerini Hatırlat! “                                                           

Allah’tan geliş söz konusu olduğu gibi tekrar Allah’a dönüşte söz konusudur. Dinin özü bu geliş ve dönüşte ortaya çıkmaktadır. Elest Bezminde, Ezeli Misak’la ortaya çıkan insan varlığı tekrar Allah’a dönüş olan “ Ruzi Misak” ile sonlanmaktadır. Allah’a dönüş günü olan “ Ruzi Misak” Kur’an’da 3/9 ayetle belirtilmiştir. 3/9 ayet: “ Rabbimiz, sen mutlaka insanları asla şüphe olmayan bir günde “ Ruzi Misak” ta toplayacaksın. Allah sözünden dönmez.”

                                         

İnsanoğlu dünya’da iki tavır sergileyerek yaşar gider. Üçüncü bir tavır söz konusu değildir. İnsan ya Allah’a verdiği söze göre, O’na itaat ederek, O’nun sistemine uyarak, O’na kulluk eder; ya da bunları kabul etmeyerek nefsinin keyfine tabi olarak nefsine kulluk eder.

                                                                                         

Dünya’daki insanlara bir bakınız, iki kateogori olduğunu göreceksiniz. Bunlar Allah’ın kulları ile nefsin kulları olarak tebarüz etmektedirler.

                                                                                                                                        

İnsanın var oluş amacı bizi “ sufilik” kavramına götürür. Yani kulun Allah’a verdiği sözde durma çabalarında kendini gösterir. Sufilik, Allah’a söz verip bu sözde duranların hallerini ifade eder ve Kur’an’da da övülmektedir.                                

Rad Suresi 12, 22,25 ayetlerde : “ O kimseler ki Allah ile sözleşmelerini yerine getirir ve verdikleri sözden dönmezler.”                                              

48/10 ayette: “ Kim Allah ile sözleşmesine sadık kalırsa, Allah onlara büyük mükafaatlar verecektir.”

                                                                                                           

Allah ile bu dünya’da sözleşmelerine sadık kalanlar aynı zamanda” mümin” kimselerdir. Müminlik bir çok kimsenin zannettiği gibi kuru bir iman iddiasında olmak değildir. Hakka yönelik yaşamayanlar mümin değildirler. Bu bağlamda sufiler mümin kimselerdir.                                                                                                

Hz. Peygamber 76/29 ve 12/108 ayetlerde Mutlak hakikatları açıklayıp, tamamladıktan sonra inananları Hak’ka davet etmiştir.                                                                     

76/29 : Bu bir öğüttür. İsteyen Rabbine varan yolu tutar.”                                                                                    

12/108 ayette: “ Benim yolum budur. Allah’a basiretle davet ederim. Ben ve bana uyanları.”                                                                                                                                                   

Hz. Muhammed’in yolu Allah yoludur. Kendisine inananları bu yola davet etmektedir ki sufiler Hz. Muhammed’in davetine uyanlardır.                                                

Kur’an hak yolunu tutanları sufi kelimesi ile tanımlamaz . Mukarrebun kelimesi ile tanımlar. Mukarrebun kavramı, kurbiyet ehli, Allah’a yönelerek O’na yol bulmaya çalışanlardır. Sufilik mukarrebun kavramına karşı gelmektedir. Şu kadar var ki sufilik marifetullahtır. Allah’ı bilme işidir. Allah’ı bilme işi Allah’ın yaratıklarını bilme işleri gibi değildir. Allah’ı bilmede akıl, mantık ve beş duyu verileri yetersiz kalır. Burada bilgi yolu vahiy ve ilham işin içine girmektedir. Akıl ile ancak yaratılmışlar kavranabilir.                                                            

Türkler Müslüman olduktan sonra İslam’ı tümüyle Kur’an ve sünnet yoluyla benimsemişlerdir. Bu benimseme tarzı sufi yoldur. Sufi yol Türklerde “ Nakşibendilik” olarak ifade edilmiştir. Nakşibendilik, insanın iç dünyasına Allah sevgisini işlemek ve kalbi Allah’a bağlamak olarak tanımlanabilir. Sufi Yolu Türkistan’da ilk sistematize eden Ahmet Yesevi ve Abdülhalik Gücdivanidirler.        

Gazali sufi yolun kuruluşunu şu sözlerle açıklamaktadır: “Bütün akıllılar, hikmet sahipleri ve bilginler bir araya gelseler, sufilerin koyduğu usul ve esasın yerine daha uygun ve iyisini bulupta bir usul koyamazlar. Çünkü sufiler ilimlerini peygamberlik fenerinden alarak bu yol ve yöntemi koymuşlardır. Peygamberlik nurundan yüksek bir ışık yoktur. “                                                                   

Sufiliğin asıl işlevi insanın iç dünyasını masiyetten temizlemektir. İnsanı gaflet meydanlarında otlamaktan kurtarıp, Allah’ın istediği kıvama gelmesine hizmet etmektir.                                                                                                               

Din manevi bir yoldur. Tümüyle içseldir. Bu nedenle cahiller ve ruhen sığ kimseler dinin özünü anlamakta zorluk çekerler. Din alanında yaşananlar insanın bu sığlığı, idraksizliği yüzündendir. Sığ insanlar işi şekilciliğe dökerler.                                                                                                                         

İnsanın iç dünyası maddi yönünden üstündür. İnsan maddi olarak hasta olunca doktora gider tedavi olur. Fakat manevi yönden hasta olunca bunun farkında bile olmaz. Sufi yol insanın manevi hastalıklarını tedavi eden Muhammedi bir yoldur. İnsanı süfli ruh hallerinden kurtararak, ruhen yükselmesine yardım eder. İnsan ruhen yükselmeden onda akıl ve idrak çalışmaz. Nakşibendilik insanı ruhen tedavi eden, irfan okuludur. Yani takvayı öğreten okuldur.

                                                                                                                     

Şimdiye kadar sufilik üzerinde genel çerçeve içinde durdum. Bundan sonra da bu yolu kullanarak istismar eden, insanları aldatan ve sömüren yol vuruculardan söz etmek istiyorum. İnsanoğlu nefsi için hayatın her alanını kullanabilmektedir. İstismarın en yoğun yaşandığı alan hiç şüphe yok ki din alanıdır. Çünkü din her yönüyle metafiziktir. Bilim alanında olduğu gibi savların isbatı mümkün değildir. Bilim alanında şarlatanları tesbit edip ayıklamak mümkündür. Fakat din alanındaki sahtekar ve şarlatanları ayıklayıp bir kenara atmak mümkün değildir.


Tüm Yazıları


Haber yorumları - Yorum Yaz
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır... [ ilk yorumu sen yap! ]


Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. ADANA, HABER, ADANAHABER, ADANA HABER, MEDYA, HABERLER, SİYASET, ANADOLU HABER, ADANA GÜNCEL, ULUSAL sorumlu değildir.