|
Tam 58 yıl önce kapatıldı. Toprak ağaları, köy ağaları, şeyhler eliyle bir linç kampanyası sonucu kapatıldı. 58 yıl aradan sonra bu ülkenin Başbakanı dindar gençlik yetiştirilmesinin önemine dair yaptığı bir konuşmasında, “Köy enstitülerinde öğretmen, eğitmen formatladılar. Sonra onların eline öğrenci verip öğrenci formatlattılar” diyor.
***
Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Talip Apaydın, Ümit Kaftancıoğlu, Ali Yüce, Behzat Ay, Dursun Akçam Yusuf Ziya Bahadınlı ve nice değerler bu köy enstitülerinde yetiştiler. Neyi formatladılar, nasıl formatlandılar Allah aşkına? Bir tane köy enstitülü gösterebilir misiniz el kapılarında ülkesinin onurunu pazarlayan. Bir tane hırsız gösterebilir misiniz? Bir tek köy enstitülü gösterin hadi havuzlu villaları, gemicikleri olan…
***
Bir tane köy enstitülü var mıdır katrilyonluk servetini oğlunun, kızının düğününde kazandığını söyleyen? Bir tane köy enstitülü var mıdır oğlunun tavukları için mısır ithal eden? Bir tek köy enstitülü gösterin hadi 20’li yaşlardaki bakan çocukları gibi hiç zarar etmeyen devasa şirketlerin sahibi olan…
***
Ve devam ediyor Başbakan; “Bizim ilkelerimiz de belli. Hedefimiz öğrenci formatlamak değil. Bu gençliğin tinerci olmasını mı istiyorsunuz? Dindar bir nesil özgürlüklere saygılıdır. Beyler, önce başınızı öne eğin de hem çağdaş hem dindar bir nesil nasıl yetiştirilirmiş onu bir düşünün. Dindar bir nesil özgürlüklere saygılıdır; dindar bir nesil, farklı düşüncelere, farklı inanç gruplarına da saygılıdır. O terbiyeyi alarak yetişmiş bir nesiliz biz.”
***
Sayın Başbakan siz bu terbiye ile yetiştiğiniz için mi Irak’ta Müslümanlar katledilirken, çocuklar, kadınlar tecavüze uğrarken, ABD askerlerine başarılar dilediniz? Bu terbiye ile yetiştiğiniz için mi mayınlı arazileri İsrail’e peşkeş çekmek istediniz? Bu terbiye ile yetiştiğiniz için mi BOP projesinin eş başkanısınız? Dindar nesil özgürlüklere sahip olduğu için mi 99 gazeteci cezaevinde? Bunun için mi basılmamış kitapları toplattınız? Dindar olduğunuz için mi 58 yıl önce kapatılan Köy Enstitülerine saldırıyorsunuz?
***
O, tarikatlara boyun eğmediği, cemaat şeflerinin, şeyhlerin elini , eteğini öpmediği için geleceğiyle oynanan, şifreli kopyalı sınavlarda yitiren taraf olan gençlere dindar olduğunuz için mi yazık ettiniz? Bu skandalın sorumlularına dokunmazken, hesabını soramazken, bu rezaleti protesto eden öğrencilere dindar olduğunuz ve bu terbiye ile yetiştiğiniz için mi cezalar verildi? Sizler bu terbiye ile yetiştiğiniz için mi yüzyılın soygun hareketi sanıkları, Deniz Feneri davası sanıkları serbest kaldı?
***
İsmet İnönü, bir gezisi sırasında, bir kız öğrenciye, “Kızım çantanda neler var; görebilir miyim?” diye sorar. Kız çantasını açar ve içindekileri çıkarır. Bir çeyrek ekmek, içi kuru köfte ve klasiklerden bir kitap. Bunu gören İsmet İnönü yanındakilere döner ve “Görüyor musunuz?” der. “Köy Enstitülerinde, bir kitap, ekmekle bir tutuluyor. Ne zaman ki Türkiye’de erinden generaline, sade vatandaşından cumhurbaşkanına kadar herkes ekmekle kitabı bir araya getirebilirse, aynı değeri verirse Türkiye’nin kalkınması daha gerçekçi olacak. Tam bağımsızlık işte o zaman gerçekleşmiş olacak. İşte Köy Enstitüleri bunun yolunu açıyor.”
***
Belki de köyden kente göçler olmayacaktı. Dışa bağımlı olmayacaktık. Yardım kuyruklarında açlarımız kapışmayacaktı. Komşu ülkeye bombalar yağarken iftar çadırları yerine meydanları dolduracaktık belki de. Okumayan çocuk kalmazdı, sokak çocuğu diye bir şey olmazdı belki de ama kapattılar ve oldu işte. Belki de dışardan tarım ürünü almayacaktık, heykelleri bombalamayacak, kitapları yakmayacak, darbelere zemin hazırlamayacak, aydınları, öğrencileri, işkence tezgahlarından geçirmeyecektik. Töre cinayetleri, terör olmayacaktı. Kapattık ve oldu işte.
***
Satılır bankalarımız, limanlarımız, fabrikalarımız, radyolarımız. Yoksulluk, işsizlik, hukuksuzluk ve değişim süreciyle devam ederiz yola. Hukukun üstünlüğünden üstünlerin hukukuna, adaletin gücünden gücün adaletine, özgür basından yandaşa, yandaştan dindaş basına değişir Türkiye. Telefonlar dinlenir, gözaltı sayıları artar, zulüm büyür. Muhalif gazeteciler, Silivri’ye götürülmezse işten atılır yukardan gelen emirlerle. Sonra Başbakan konuşur yine. Bu kez hedefte Köy Enstitüleri… Yazıklar olsun
Tüm Yazıları
|